8 Mart 2012 Perşembe

"Kalabalığın dağılmasını izlemek gibidir geleceği hayal etmek."

Bu cümleyi bugün bir arkadaşımın notları arasında okudum. Çok büyük bir çağrışım yapmadı zihnimde.
Yine de içten içe geleceğimi merak ettim; daha renkli ama daha karmaşık; daha mutlu ama üzüntülere daha açık; cesaret verici ama bir o kadar da ürkütücü geldi.
Sonuç olarak bilemedim; şu an için emin olduğum tek şey gelecekten biraz korktuğum; ya bu insan yavrusuyla istediğim gibi bir bağ kuramazsam diye.



16 Şubat 2012 Perşembe

I feel such a loser sometimes..

8 Ocak 2012 Pazar

TRT in whites

Çalıştığım yerin konumundan çok memnunum. Manzarası var (ikinci kattan itibaren Eymir Gölü ve Mogan Gölü görünüyor), şehrin neredeyse bittiği yerde, ve rakımı yüksek olduğu için havası temiz.
Zamanında Sıhhıye'den taşınmış şimdiki yerine: Or-An. Pek de iyi olmuş.
Yağmur ve kar gibi doğa olayları seyri güzel etkinliklere dönüşüyor.
İş arkadaşım Ömer'le iki yıl önce akşam nöbetinde denk geldiğimiz fırtına şimdiye kadar gördüğüm en güzel ve muhteşem ikinci fırtına olarak hafızamdadır. (Birincisi, ailemle Artvin'e giderken Erzurum-Erzincan arasındaki yolda karşılaştığımız fırtına; televizyonda, belgesellerde izlediğimiz fırtınalara benziyordu.)
Resimdeki sahne de öğle tatilinde yaptığım yürüyüş sırasında çektiğim bir fotoğraf. Belirtmek isterim ki, Ankara'nın alçak yerlerinde yağan kar hiç durmadı, ama TRT'de hala vardı.
Ankara'da kara hasret kalmak gerçekten ilginç.; çünkü öğrencilik zamanlarımızda (bir 8-9 yıl önce) öyle çok kar yağardı ki, dizimize gelen kar günlerce belki birkaç hafta kalırdı.
Bakalım bundan bir 8-9 yıl sonra ne olacak kar yağışına; belki de daha yağarken eriyecek..

8 Aralık 2011 Perşembe

Ebeveyn olmak zor vesselam

Bugün çok hareketli bir gün oldu.
Sabahtan kahvaltıya davetliydik. Huriye anneyle çok muhabbeti olan birinin evine gittik. Sağolsunlar çok özenmiş ve mükellef bir kahvaltı hazırlamışlar. Ama işte ne olduysa orada oldu.
İyi misafirlik edelim derken yemeği fazla kaçırdık.
Zaten mikroskopik bir boyut kazanan mideciğim, fazla yüklemeden muzdarip oldu.
Ve biz de hastanede aldık soluğu. Tatsız bir bulgu çıkmadı neyse ki, tahmin edilenler safra çamuru (o da neyse), ve safra kesesi taşı idi, ama şu an canım hala yanıyor.
Doktor da sağolsun, safraya bakalım derken karnıma pek acımasız davrandı. Miniğim tortop olmuştu, zaten küçük olan alanında.
Neyse işte, gün bitti. Güçlü bir yüz takındım ama bu işler zor işler:) Ebeveyn olmak zor vesselam:)

19 Ağustos 2011 Cuma

everything is peachy

Geç saate kadar uyanık kalmak harcım değil pek, ama son günlerde kendimi gece saat 1'den sonra yatıyorken buluyorum.
Henüz olmamış bir şey üzerinden hayal kuruyorum.
Bu senaryoda çok mutluyum, her şey gözüme kolay ve umut dolu görünüyor. Merkezde ben varım, ve dünyaya meydan okuyacak kadar cesur, her zorluğun üstesinden gelecek kadar dirayetliyim; herkese yetecek kadar şefkat doluyum. Toprak gibiyim.
Hiçbir gerçek daha güzel değildir düşten demişler. Hakikaten öyle..



3 Ağustos 2011 Çarşamba

Canım Fredrika

Her şey kötü göründüğünde aç bir Fredrika Stahl şarkısı kendine gel. Ya da mesainin bitmesine birkaç dakika kala, koridorlar boşalmışken, saat altıya beş varken aç bir Lily Allen'den Fuck You şarkısını, ama yüksek seste..

Tüm günün güzel geçmesini ummuyorum artık, sadece minik anları yakalamaya çalışıyorum; bir an için nefes aldıracak, bir an her şeyi unutturacak anlar...15 dakikalık bir yürüyüş, pencereden Eymir ya da Mogan Gölü manzarası, işyeri kütüphanesinde 10 dakikalık mola, ya da Ömer geldiğinde anlık şiir seansları...

Kendimi emekli olduğumda neler yapabilirim diye düşünürken yakalıyorum (yaş 29); çalışam hayatı vallahi erken emeklilik hayalleri kurduruyor !

26 Ocak 2011 Çarşamba

genç-yaşlı

30 yaşıma gelince geçmişi düşünmeye, özlemeye başladım. Saçma sapan ayrıntılar bile güzel geliyor kimi zaman. 20 ve 30 arasında hep genç olduğumu sandım. Ama ne için? 20 km yürümek için evet, ya da sabah saat 5e kadar oturmak için evet. Ama yeni bir hayat kurmak, başka bir ülkeye taşınmak, kendini değiştirebilmek için değil.
Aslında bir bakıma iyi, erken bilinçlenip "neden çocuk kalamıyorum" diye hayıflanmadım. Yoksa 10 yaşından itibaren üzülmeye başlardım.
Ne diyor Şekspir:
"Şimdiden ötesini düşünmeyen,
Yarını da bugün gibi sanan
Çocuk kalmak isteyenlerdendik biz."