Balkona yavru bir kuş düştü, yaklaştım ama uçmak yerine divanın altına girdi. Bir süre sonra başka bir kuş geldi düşen kuşu aradı ama göremedi. Divanı öne doğru çekip yavru kuşu açığa çıkardım. Sonra da oradan uzaklaştım.
Diğer kuş bir daha geldi, ve bu sefer yerdeki kuşu gördü. O da divanın altına girdi, bir süre karşılıklı şakıdılar. Sonra divanın öbür ucuna ilerleyip, oradan uçup gittiler..
24 Ağustos 2012 Cuma
29 Temmuz 2012 Pazar
irrelevance
Nedir insanların bu taze bebek sevgisi? Retorik bir soru değil bu, cidden cevabını bilmiyorum. Nasıl bir şeydir ki bu sevgi, insanlar bebeklerin annelerini unutuyorlar, umursamıyorlar?
aklım ikiye bölündü
Doğum sonrası işe dönüş ile ilgili bir açmaz yaşıyorum. Daha doğrusu toplamda 6 ay sonrasında dönmek gibi bir planım var ama bu planı uygulamak için gerekli araçlar henüz elimde mevcut değil.
Zaman nasıl çabuk geçecekse o yolu tercih et diyor annem; bense bebeği erkenden bırakıp işbaşı yapmak istemiyorum. Suçluluk duyacağım eğer böyle yaparsam..
13 Temmuz 2012 Cuma
baba
Eşimin uzaklara gidişini sindirmeye çalışıyorum, ama kolay oluyor diyemem. En son vuku bulan olay da tuz biber ekti duruma..
Eşimle telefonda konuşuyor ve son durumdan bahsediyorduk. O sırada bebek uykusundan çığlık atarak uyandı. Yanına gittim ve telefonu bebeğin kulağına tuttum, eşimden de bir şeyler söylemesini istedim. Ağlamaktan şekil değiştirmiş olan kızımın yüzü babasının sesini duyunca nasıl huzurlu bir hal aldı anlatamam. O an sinirlerim boşaldı, ve gözyaşlarıma engel olamadım.
Daha gün bir, geriye kalan 709 gün nasıl geçecek acaba?
12 Temmuz 2012 Perşembe
Sabah çok erken kalktım; eşimi iki yıl boyunca yaşayacağı Hakkari'ye uğurladım. Tam idrak edemiyorum gittiğini; birazdan çıkıp gelecekmiş gibi geliyor.
En fazla 15 gün ayrı kalmıştık şimdiye kadar. O bile ne kadar uzun gelmişti. Şimdi iki yıl, yani 24 ay, yani 104 hafta, yani 710 gün ayrı kalacağız. Tüm gün hayalet gibi gezdim; yine de bu ilk gün bitmek bilmiyor.
O gidince onun ailesiyle olan tek ortak paydam da gitmiş oldu; şimdi kendimi oldukça yalnız hissediyorum.
10 Temmuz 2012 Salı
amatör anne
Yaş 30 oldu olgunlaştım artık havalarına girmek istemem ama bebekli hayatım başlayalı beri bazı şeyleri artık farklı görüyorum diyebilirim.
İnsan yavrusu en zor büyüyen canlı olsa gerek sürekli bir ilgi ve emek sarf etmek gerekiyor bu muhtaç canlıya. Ama en meşakkatli ve en güzel anlar birarada ya da peşpeşe yaşanıyor ne hikmetse.
Bu sabah miniğimi doyururken fark ettim ki bebeklerin alabildikleri her sevgi kırıntısına ihtiyaçları var. Ve bunu sadece bir kişi çok zor başarabilir. Anneliğin zorluğu çoğu zaman bu işi yalnız yapmak zorunda kalmaktan ileri geliyor. Yoksa geri kalan her şey ama her şey çok zevkli..
İnsan yavrusu en zor büyüyen canlı olsa gerek sürekli bir ilgi ve emek sarf etmek gerekiyor bu muhtaç canlıya. Ama en meşakkatli ve en güzel anlar birarada ya da peşpeşe yaşanıyor ne hikmetse.
Bu sabah miniğimi doyururken fark ettim ki bebeklerin alabildikleri her sevgi kırıntısına ihtiyaçları var. Ve bunu sadece bir kişi çok zor başarabilir. Anneliğin zorluğu çoğu zaman bu işi yalnız yapmak zorunda kalmaktan ileri geliyor. Yoksa geri kalan her şey ama her şey çok zevkli..
6 Temmuz 2012 Cuma
1 Temmuz 2012 Pazar
iki yüz
O kadar çok şey düşünüyorum ki gün içinde, o gün bitmek bilmiyor. Yoruluyorum, yıpranıyorum, kendimden ya da başkalarından şüphe ediyorum, sonra bir bakıyorum hepsi geçmiş, yerlerini bambaşka hislere bırakmışlar.
İnsan tuhaf bir mahluk, en iyi de en kötü de bizim içimizde. Bir fahişenin yatağından fırlayıp küçük bir çocuğu kurtarmak üzere azgın bir atın önüne atılır insanoğlu..İşte bu ikilik zorluyor beni, sadece iyi ya da kötü olmak isterdim; öylesi daha kolay gelirdi.
Bir zamanlar sahip olduğum maneviyatı kaybettim, şimdilerde debeleniyorum aşağı gördüğüm ruh hallerinde.
İnsan tuhaf bir mahluk, en iyi de en kötü de bizim içimizde. Bir fahişenin yatağından fırlayıp küçük bir çocuğu kurtarmak üzere azgın bir atın önüne atılır insanoğlu..İşte bu ikilik zorluyor beni, sadece iyi ya da kötü olmak isterdim; öylesi daha kolay gelirdi.
Bir zamanlar sahip olduğum maneviyatı kaybettim, şimdilerde debeleniyorum aşağı gördüğüm ruh hallerinde.
29 Haziran 2012 Cuma
toprak gibi
Zıt hisler arasında gidip geldim tüm gün. Belki de bu yüzden bugün geçmek bilmedi. Sanki 24 saatte üç gün yaşamış gibi yorgun hissediyorum kendimi. Peki sonuç? Az da olsa sabrettim; ama yine de kırıldım.
Kullanılıp atılmış gibiyim sanki. O minik karnımdan çıktığı an değersizleştim.
Halbuki toprak gibi olmalı anne, değil mi? Güçlü, sağlam ve sarsılmaz..
Kullanılıp atılmış gibiyim sanki. O minik karnımdan çıktığı an değersizleştim.
Halbuki toprak gibi olmalı anne, değil mi? Güçlü, sağlam ve sarsılmaz..
22 Haziran 2012 Cuma
cevizin kabuğu
Cevizin kabuğuymuşuz evlatlar olarak, evladın evladı da cevizin içiymiş. Vallahi bir an ne düşüneceğimi bilemedim; yalnızca süt anne olarak sıfatlandırılmamı mı, yoksa artık içi boş bir ceviz kabuğu oluşumu mu. Kırıldım kaldım.
17 Haziran 2012 Pazar
no more mrs. nice gal
Yıllar öncesinde kaldığını sandığım, kendimi kapana kısılmış hissettiğimde içimde coşan kendini tokatlama hissi geldi yine bana.
Bir şeyleri yanlış yapıyorum galiba. Kendime çok büyük bir rol mü biçtim nedir, neyi tutsam elimde kalıyor. Kendine çok güvenen biri de değilimdir halbuki. Bir şeyleri bozuyorum sanırım, tahminime göre yürümüyor işler.
Bir zamanlar daha tahammüllü ve daha makul biriydim; hem başkalarına hem kendime karşı.
Yakınlarda okudum; insan çocuk sahibi olmadan önce tüm meselelerini ve işlerini halletmeliymiş. Biraz geç kaldım galiba, şimdi de her şey daha çok karıştı.
Bir şeyleri yanlış yapıyorum galiba. Kendime çok büyük bir rol mü biçtim nedir, neyi tutsam elimde kalıyor. Kendine çok güvenen biri de değilimdir halbuki. Bir şeyleri bozuyorum sanırım, tahminime göre yürümüyor işler.
Bir zamanlar daha tahammüllü ve daha makul biriydim; hem başkalarına hem kendime karşı.
Yakınlarda okudum; insan çocuk sahibi olmadan önce tüm meselelerini ve işlerini halletmeliymiş. Biraz geç kaldım galiba, şimdi de her şey daha çok karıştı.
16 Haziran 2012 Cumartesi
Bencil miyim acaba?
Güzel anların bazılarını kendime saklamak istiyorum, ama çok şey istiyorum galiba. Çünkü bu aralar yani bir ay kadar buna fırsatım olmayacak.
Her şey benim için çok yeni, herkesin çoktan alışmış göründüğü bir durum, benim için henüz taptaze. Ve alışmama fırsat tanınmadan rekabet ve paylaşma gibi kavramlarla uğraşmak zorunda bırakıldım. Neden herkes yenidoğan ve annesi arasındaki o özel ilişkiyi görmezden geliyor, neden bana üvey anne muamelesi çekiliyor anlamadım.
Geçenlerde düşündüm de, kendimi dışarıya çok baskın bir karakter olarak yansıtmıyorum sanırım, bu yüzden de insanlar beni ezip geçebileceklerini düşünüyorlar. Birkaç foto eklerdim duruma örnek teşkil etsin diye, ama kalp kırmayalım durduk yere.
Sineye çekelim miniğin hatrına.
13 Haziran 2012 Çarşamba
Bu da iki olsun
Gece birkaç kez kalktım bebekle ilgilenmek için, sonrasında uykuya yatırmak da her seferinde en az bir saati buldu. Sabah 06.00 seansımızda aslında oldukça dinç sayılırdım ama yine de yardım almayı kabul ettim. Sonrasında olanlar pek hoşuma gitmedi, o yüzden bu da bana ders olsun.
Sorumluluk bana aitken bunu paylaşmamalıyım. Hele de her şeyi yeni yeni öğreniyorken. Biraz empati bekliyorum, bulamıyorum.
13 Mayıs 2012 Pazar
yeni hayat
Kendini sandığından daha farklı bulduğun zaman ne yaparsın? Ben korktum; önce anlayamadım, sonra korktum.
Ön yargıyı parçalamak atomu parçalamaktan zordur demiş büyük adam, ve ben kendimi savunmak zorunda kalmaktan nefret ederim. Anlamayan zaten anlamaya çalışmıyor demektir diye düşünürüm. Yine de, sınırlar yeni ebeveynlik söz konusu olunca biraz daha muğlak galiba.
Bilmiyorum, ve umarım öğrenirsem de bununla yaşayabilirim.
8 Mart 2012 Perşembe
"Kalabalığın dağılmasını izlemek gibidir geleceği hayal etmek."
Bu cümleyi bugün bir arkadaşımın notları arasında okudum. Çok büyük bir çağrışım yapmadı zihnimde.
Yine de içten içe geleceğimi merak ettim; daha renkli ama daha karmaşık; daha mutlu ama üzüntülere daha açık; cesaret verici ama bir o kadar da ürkütücü geldi.
Sonuç olarak bilemedim; şu an için emin olduğum tek şey gelecekten biraz korktuğum; ya bu insan yavrusuyla istediğim gibi bir bağ kuramazsam diye.
16 Şubat 2012 Perşembe
8 Ocak 2012 Pazar
TRT in whites
Zamanında Sıhhıye'den taşınmış şimdiki yerine: Or-An. Pek de iyi olmuş.
Yağmur ve kar gibi doğa olayları seyri güzel etkinliklere dönüşüyor.
İş arkadaşım Ömer'le iki yıl önce akşam nöbetinde denk geldiğimiz fırtına şimdiye kadar gördüğüm en güzel ve muhteşem ikinci fırtına olarak hafızamdadır. (Birincisi, ailemle Artvin'e giderken Erzurum-Erzincan arasındaki yolda karşılaştığımız fırtına; televizyonda, belgesellerde izlediğimiz fırtınalara benziyordu.)
Resimdeki sahne de öğle tatilinde yaptığım yürüyüş sırasında çektiğim bir fotoğraf. Belirtmek isterim ki, Ankara'nın alçak yerlerinde yağan kar hiç durmadı, ama TRT'de hala vardı.
Ankara'da kara hasret kalmak gerçekten ilginç.; çünkü öğrencilik zamanlarımızda (bir 8-9 yıl önce) öyle çok kar yağardı ki, dizimize gelen kar günlerce belki birkaç hafta kalırdı.
Bakalım bundan bir 8-9 yıl sonra ne olacak kar yağışına; belki de daha yağarken eriyecek..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
